BUDALA

IMG_3686Sabah saat 5:30’da kapının çalmasına uyandım. Gözlerimi ovuşturarak açtım kapıyı. Karşımda ağlamaktan gözleri kızarmış, omuzları çökmüş halde gördüm onu. İçeri girdi, koltuğa oturdu. Bir bardak su verdim ona. Sonra da bir kahve yaptım hemen. Elleri titreyerek içti suyu. Gitti diyebiliyordu sadece. Titreyen dudaklarından dökülen tek kelime oydu. Gitti. Kime diye soramadım. Biliyordum çünkü böyle olacağını. Kitaplıktan bir kitap çıkardım. Önündeki sehpaya bıraktım.  Kapağına baktı önce, sonra kaşlarını çatarak bana. Şimdi anlat dedim ona. Bir yudum daha suç içti, kahvesine dokunmadı. Başladı anlatmaya.

  • – Önceki gece partiye gitti. Benim gelmemi istemedi özellikle, arkadaşları ile takılmayı özlediğini söyledi. Bir şey olursa ararım seni dedi. Hasta idi aslında ama ısrarla gitmek istedi. Engel olamazdım ona. Hiçbir zaman olmadım zaten. Ama içimde hep endişe vardı. Sanki günlerdir o geceye hazırlanıyordu. Gece başında mesaj atıyordu iyiyim merak etme diye. Ama benden çok başkası ile mesajlaşmış bütün gece. Sonra bir konuda yardım istedi benden. Ve kayboldu birden. Gece üç buçuktu. Telefonlarıma cevap vermiyordu. Merak içindeydim. Korkmaya başladım başına bir şey gelmesinden. Dayanamadım gittim. Gözlerim onu ararken beyaz gömlekli biriyle çıktığını gördüm uzaktan. Ardından koştum yetişemedim. Aradım, aradım, aradım, açmadı. Sonra da engelledi beni. Olduğum yere yığıldım. Ölmek istedim. Eve döndüm. Beklemeye başladım aramasını. Nasıl bir ızdırap o bekleyiş bilemezsin. Sanki Azrail ile randevum var gibiydi. Öğlen mesaj attı. Üzgünüm diyordu sadece. Ama üzgün olmadığına emindim. Kırıldım, üzüldüm ama kızamadım. Kıyamadım çünkü ona. Üstelik budala gibi bekledim pişman olup bana dönmesini. Dönmese bile gönlümü almasını. Oysa o dün gece yine aynı bara gitti. Onu bekledi. Eğlendi. Güldü. Gel dese yine gidecekti. Ben ağlıyordum hala. Kendimi hiç bu kadar değersiz hissetmemiştim. Sokağa attım bedenimi, dolaştım. Şehirde gözü yaşlı bir adam. Tekrar yazdım ona. Bir mucize bekledim. Hoşcakal dedi. Yanında uyandığı o kalp ona karşı ne kadar soğuksa benim içim o kadar yanıyordu onun için. Yerle yeksan olmuştu zaten gururum lütfen dedim arsızca. O ise sustu umarsızca. Umurunda olanlara baktım. Ona bilerek kötülük yapanlar kadar umurunda değildim. Daha da kahroldum. Kimseye anlatamazdım ama birine anlatmam lazımdı. Anlıyorum diyenler bile anlayamazdı. Ortak bir arkadaşımız vardı mesela o biliyordu her şeyi. Dinlerim seni dedi. Buraya gelmeden önce ona gitmek istedim ama o da kaçtı benden. Kaç kez aradım sustu.  Sonunda senin kapını çaldım. Öyle doluyum ki aslında ama anlatmaya bile takatım kalmadı artık.

Okumaya devam et