Toplumun yapısı ve toplumsal ilişkiler insanlara karmaşık ve anlaşılması zor gelebilir. Semboller basitleştirici öğeler olarak bireyin anlama ve anlamlandırma ihtiyacını kolaylaştırır. Şerif Mardin, sembolizasyonu yaratan soyutlamaların somut örnekler üzerinden yapıldığını, örneğin jandarma ve polisin devleti sembolize ederek somutlaştırdığını söyler. Ancak semboller toplumun her kesimi için aynı karşılığı bulmaz. Diyanet İşleri Başkanı böyle bir figür olarak düşünülebilir. Farklılık insanları anlamlandırma süreçlerinde yönlendiren duygusal ve bilişsel iki etkene bağlıdır. Bir kavram ya da kişi hakkında sahip olunan organize bilgiyi içeren bilişsel yapı algı çerçevesini oluşturur. Toplumun bir kesimi kendi algı çerçevesini diğer kesimine kabul ettirerek siyasal kontrolü sağlamaya çalışabilir. Ancak bir kesime güven veren sembol/figür diğerine endişe verebilir. Siyaset bu mücadelenin zeminidir. Siyasal seçkinler sembolleri manipüle ederek kitleleri yönlendirmeye ve üzerlerinde kontrol kurmaya çalışır. Kontrol kurduktan sonrada etkilerini güçlendirmek için biz-onlar (Bizim mahalle/Öteki mahalle) ayrımı üzerinden bir siyasal kültür oluşturmaya çalışırlar. Bu kültür içeride dayanışmayı, dışarıya karşı kuşku ve endişeyi besler. Sonuç Şerif Mardin’in dediği gibi hoşgörü yokluğudur. Siyaset sahnesine dahil ettiğiniz her öğe ve kavram savaş meydanına ortasına attığınız bir kurban gibidir. Sonunda bir uzlaşı sağlansa dahi öne sürülenin yıpranması kaçınılmazdır. Bu nedenle yıpratmak istemediğiniz kavramların mümkün olduğunca bu alanın dışında olması idealdir. Uzlaşı çoğulcu demokrasinin bir ereğidir. Ancak çoğunlukçu demokrasinin böyle bir kaygısı yoktur. Çoğunluğun desteklediği iktidarın ya hep ya hiç mantığı ile tüm kamusal alana hakim olma arzusu bundandır.