Liberal düşüncede cinsiyetten bağımsız bir şekilde güçlü özgürlük vurgusu, kadın erkek eşitliğine ilişkin liberal düşüncenin en hafif tabir ile ürkek davrandığı yanılgısına neden olabilir. Oysa liberalizmin kuramsal olarak ilk şekillendiği dönemlerden itibaren çağının önünde bir cesaretle kadın erkek eşitliğinden yana tavır aldığını görmek mümkündür. Bu bağlamda değerli hocam Ahmet Özcan’ın Türkçe’ye kazandırdığı, J.S. Mill’in “Kadınların Köleleştirmesi”* kitabını baz alarak bir yaklaşım ortaya koymaya çalışacağım.
En kaba hali ile “orman kanunu” ifadesinde karşılık bulan “zor yasası”, yani güçlü olanın hakimiyetine dayalı düzenin insanlığın uygarlaşma tarihine paralel şekilde gelişim gösterdiği inkar edilemez bir hakikattir. Fakat ne kadar uygarlaşırsak uygarlaşalım J.S.Mill’in de ifade ettiği üzere zor yasasının gerçek yaşamda sürgit bir kural olarak varlığını sürdürdüğü de yadsınamaz. Nitekim yasa, şiddet ve iktidar organik bir ilişki içerisindedir. Güce dayalı ilişki manzumesi kendi yasallığını üretir, iktidar da özünde güç olan görünürde yasa olarak tariflenen bu yapıya yaslanır. Burada ifade edilen yasa devletlerin kanun koyucu otoritelerinin yazılı normların ötesinde toplumların içselleştiği yasalara, iktidar ise bir kral ya da yürütme erkinin iktidarın ile sınırlı olmayan aileden toplum geneline hakim olan muktedir / tabii ilişkisine tekabül etmektedir. Keza toplum varlığı ile özdeşleştirdiği yasa ve iktidar ilişkisini devlete devrettiği ceza mekanizmasından daha şiddetli bir şekilde yaşamın en derin noktalarına sirayet etmiş bir baskı ağı ile bireyi tutsak alır. Erkeklerin kadınlar üzerinde kurmak istedikleri hakimiyet arzusu da toplumsal kaynaktan beslenir. Bireylerin toplumsal esaret karşısında yeterli araçlardan mahrum oldukları gibi kadınlarda erkek tahakkümüne karşı aynı mahrumiyetten muzdariptir.