
Kartpostallar
Gurbete hayatımda ilk kez liseyi okumak için çıktım. İlk kez baba ocağı dışında yemek yediğim, ana kucağından uzakta uyuduğum yaşlar. Mahzun da olsam bir yanım hep hayta. Zaten bu haytalığımdan ötürü yazdırmış babam beni bu okula. Liseden ötesine kafası basmaz bunun, bari bir meslek öğrensin diye puanım yetmese de tanıdık sokup araya Endüstri Meslek Lisesine kaydımı yaptırmayı başarmış. Bizim küçük kasabadan şehre gitmenin kurdurduğu hayallerin cümlesi, okulun ilk günü 42 kişilik sınıfın tamamının erkek olduğunu görmem ve bu ergen erkek topluluğunun en küçüğü olduğumu farketmemle birlikte yerle yeksan olmuştu. Altında kaldığım bu enkaz, akşam yurtta maruz kaldığım çömez şakalarıyla perçinlendi. Zaten sıcak bir ilişki kuramadığım eğitim sisteminden daha da soğumam zor olmadı böylece. Yine de hocalarım gözlerimde nasıl bir ışık gördülerse artık sınıfın çift dikişlerinden ayrı tutmaya, derslerim konusunda teşvik etmeye gayret gösteriyorlardı. Bu çabalarının bir parçası olarak Cumhuriyet Bayramında şehir stadında yapılacak törenlerde bayrak taşıma görevi verdiler bana. Hani gururlanmadım da değil aslında. Bayramdan önceki hafta sonu evci çıkıp anneme gıcır gıcır ütülettim gömlek ve pantolonları. Ceketimi de yıkaması için ısrarlarım ise annemin tatlı diliyle bertaraf edildi. Traşda olduktan sonra hazırdım bayrama.