Çok büyük değildi valizi. Uçakta kabin bagajı dedikleri ebatta. Hazırlaması da taşıması da kolay olanlardan. Sahip olduğu herşey o valize sığdıktan sonra fazlasına ihtiyacı da yoktu zaten. Taşıyabileceği yük de bundan fazlası olmadı hiçbir zaman. On sekizinde ayrıldığında evinden yine bu kadardı tüm eşyası. Sahip olmak istediği bir şey olmadığı gibi kalıp kök salmak istediği bir yer de olmadı. Üniversiteye kaydolduğu günün ertesinde bulduğu iş şehir şehir dolaştırdı onu. Yurtta bir yatağı vardı sınavdan sınava uğradığı, bir de içi hiçbir zaman dolmayan dolabı. Kimseyle küsmeden, kavga etmeden okulu bitirmesinin sırrı da bunda gizliydi. Tabii dört yıllık bölümünü yedi yılda bitirmesi de aynı sebepten oldu. Sonra açıldı yurt dışına, öyle kalıcı değil tabii. İş icabı şehirlerin yerini ülkeler aldı mezuniyetle birlikte.
Bir aktarma istasyonu gibiydi İstanbul onun için. Evi olmadığı halde otelde kalmadığı iki şehirden biri. Diğeriyse iki bayramdan birinde uğradığı memleketi. Merhabası soğumadan hoşça kal dediği değişmez iki uğrak yeri.
Ve yine bir veda vakti, kapı önünde bilindik uğurlama merasimi.
