Nisandı, akşamdı,
Yağmur yağıyordu, esmer ayakları çıplak bir yağmur,
Yağmur yağıyordu ömrümün ilk Roma akşamında.*
Otelin penceresinden seyrediyordum, ince ince düşen damlaları. Bir kadın belirdi karşıdaki parkın kapısında. Acele etmeksizin adımlıyordu boş sokağı. Islanmak için dışarıdaydı sanki. Herkes kendine bir şemsiye ararken o saçlarını savuruyordu akşama çöken gri bulutların altında. Birden durdu ve açtı kollarını gökyüzüne. Kendi etrafında dönmeye başladı, başını sağ omzuna yaslayarak. Penceremi açtım, benimde yüzüme değiyordu artık rüzgarın sürüklediği damlalar. Hayranlıkla izlediğim dansına dudaklarımdaki ıslıkla eşlik etmek geldi içimden. Duyuyormuşcasına sesin kaynağını aradı etrafında kısa bir an. Sonra müziğin tınısının nereden geldiğini önemsemeden devam etti tek kişilik dansına. Okumaya devam et