Yalnızlık
Değerli Yalnızlığım

Bratislava
Alışık değilim sokakları bu kadar boş görmeye. Az evvel yanaşan ilk vapurdan inen bir avuç insandan biriyim ben de. Her seferinde daha adımımı atar atmaz iskeleden, ardımdaki kalabalıkla karışmadan, üzerime üzerime akan insan seli yok bu sabah. Uzaklara gitmeye de gerek yok kaçmak için herşeyden, gün daha yeni ağarmışken bir Pazar sabahı, kalabalık bildiği semtlerin en işlek caddelerinde bile kalabilir insan bir başına. Tabii bunun için evvela vazgeçmeli tatlı uykusundan, sıcak yatağından ve en önemlisi yanında uyuduğu kadından yahut adamdan.
Ev gerçekten çok mu büyüktü yoksa benim çocuk bedenime mi o kadar büyük geliyordu o yaşlarda ayırt edemezdim. Şimdilerde geriye baktığımda üç oda bir salon ev büyük sayılsa da saray da değildi sonuçta. Yine de antreden salona açılan iki kanatlı kapının buzlu camlarının ardındaki güçlü aydınlık benim için yeterince ihtişamlı bir davetti. Tek kişilik üzeri işlemeli iki koltuktan biri her zaman büyük amcama aitti. Evde misafir olmadığı zamanlarda onun yanında konumlanan diğer koltuğa oturma hakkını kendimde görürdüm.Yalnız başıma iken arkama yaslanıp ayaklarımı sallandırarak oturduğum o koltuğa amcam varken ancak ucuna ilişip bir ayak ucumu parkeye diğerini de yere koyduğum ayağımın üzerine basarak tedirgin bir şekilde otururdum. Biraz rahatladığım zamanlarda ellerimi kolçaklara yaslamaya cesaret eder o zamana kadar parmaklarımı diz kapaklarımın üzerinde tutardım. İki koltuk arasındaki mermer sehpa benim erişebileceğim uzaklıkta olmadığından yemekten sonra gelen çay da meyve de önüme konulan küçük zigon sehpada kendine yer bulurdu