Bir meydana kurban ettik parkımızı

Jpeg

Ağaca seslenerek der ki şair;

Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.

Beton kaydıraklar vardı çocukken oyun oynadığımız parkta.  Az ötelerinde at kestanesi ağacı, berisinde ıhlamur, aşağısında çam. Gelip ne kaydıraktan kaydılar bizimle, ne salıncağa bindiler yahut da tahterevalli de karşımıza oturmuşlukları  yoktur bir kez olsun bile. Yine de, saklambaçlarımızda yalnız bırakmadılar bizi, ya ebenin ağacı oldular ya da arkalarında bizi sakladılar.

Parkın çehresi ilk değiştiğinde o beton kaydırakların gidişine üzülmüştüm içten içe. Artık kayacak yaşta olmasam da o dönem,  ruhumu salıverirdim kaydıraktan aşağıya, kaymaya çalışan çocukların bellerine sarılarak. Gazoz yerine çay içmeye başlamamla aynı döneme denk geliyor sanırım bu geçiş yılları.  Memleketten uzağa gidip bayramlarda toplandığımız senelerin başlangıcı. Her sene tekrar tekrar anlatacağımız anıların yeni yeni dillendiği uzun geceler. Ağaçlar duruyordu yerinde ama artık ne çocukluğum kalmıştı geride ne de zamane çocuklarının parkı.

Parklar en çok, çocuklarla yaşlılara aittir. En küçüklerin oyun cıvıltısı, en büyüklerin hayat lakırtısına karışır güneşli havalarda. Çocuk sesleri uzaklaştığında anlayamadık gidişatın kötü olduğunu.  Gezi günlerinde kan revan koşuşumun sayısız sebebinden biri de kendi parkıma sahip çıkamamışlığın pişmanlığıydı belki de kim bilir.

Derken, kulağıma çalındı bir yanı örselenmiş parkın “tarihsel ve doğal dokuya” uygun hale getirileceği. Gezi’ye göz diken kem gözlerde böyle laflar etmişti lakin düşünemedim bir kasaba parkının da göze gelebileceğini.

Şimdi meydan olmuş basamak basamak, bizim park. Eskiden meydanlara kurulurdu dar ağaçları.  Yaşlı ağaçların dallarına asılmış parkın olanca mazisi.  En çok da onlar üzülmüştür eminim.  Dallarına konan kuşlar fısıldasaydı keşke “Anadolu da kasabalar meydanlarda değil parklarda yaşar” diye. Kuşlardan daha iyi bilemez ya kimse bu gerçeği. Kanat çırpıp diyar diyar ağaç dallarını mesken tutan onlar ne de olsa. Şimdi ben çıkıp desem ki “Büyük kentlerin büyük meydanları olur insanların buluştuğu. Küçük kasabalarınsa küçük parkları, hayatın kalbinin attığı” kuş beyinli olurum. Söylediğim için değil, söylemekte geç kaldığım, sesimi zamanında çıkarmadığım için.

Diren gezi derken, usul usul yitirdiğim çocukluğum direnir oldu gün be gün. Bir kurşun daha yedi zamandan, bir kurban daha verdim hatıralarımdan. Alışırız belki üç beş bayram sonra meydanlara. Kıyıda köşede anarız parkın ruhunu. Ruh çağırma seanslarına döner sohbetlerimiz. Fısıltıdan öteye geçemeyen sessizliğimizin bedelini öder çocukluğumuz. O da yetmez, ödemeye devam eder bizim çocuklarımız. 

Bir meydana kurban ettik parkımızı’ için 3 yanıt

  1. Özgür adlı kullanıcının avatarı

    Çok güzel, çok anlamlı olmuş yüreğine, kalemine sağlık .. Bizim gibi çocukluğu, gençliği orada mutlu, huzurlu, özgür, kardeşçe geçen ve şimdi büyükşehirlerin esiri olmuş bir nesil olarak, sanırım orda ki parkın anlamı, değeri biz de bir kat daha fazla oluyor. Ben de gidip gördüğümde aynı üzüntüyü, acıyı derinden yaşadım. Ruhumuz bile duymadan çocukluk anılarımızıda betonlaştırdılar.

    Beğen

  2. coskun adlı kullanıcının avatarı

    Sanırım gurbette yaşayıp bayramda Taraklıyı ziyaret eden herkes eninle aynı fikirde bende şöyle bir şey ilave etmek isterim bu bayram tanıdıklarımın %60 ile bayramlaşamadan döndüm nedeni ise parkın artık olmayışı , eskiden akşam evden çıktık mı direk parka gelirdik komuşum ile bile mahallede değilde parkta görüp selamlaşmışlığım vardır. ama bütün arkdaşlarım benim gibi düşünmüş olucak ki kimse yeni meydanda oturmayı tercih etmedi böyle olunca da kimse ile görüşemedik bu bayram

    Beğen

Özgür için bir cevap yazın Cevabı iptal et