Kötülük Şarkıları

IMG_0283

Kötülük Şarkıları / Doğu Batı Dergisi

–      Kalk hadi, uyan.

–          Rahat bırak beni kalkmayacağım bu sabah.

–          Saçmalama çok işimiz var.

–          İşimiz falan yok bizim. Dünyayı kirletiyoruz uyandığımız her günle.

–          Paşam yine depresyonda anlaşılan.

–          Depresyonda falan değilim. En son ne zaman uyandın dününden daha güzel bir yarına  ?

–          ??

–          Bende bilmiyorum. Düne dair özlemimiz hep bundan işte. Yarına dair umutlarını, hayallerini bir bir yitirince insan, sığınıyor rüyalarına.

–        Rüyalarda yaşanmıyor ama. Beğen ya da beğenme o  yataktan çıkmak ve çalışmak zorundasın.

–         Git başımdan.

–          Aman be, ne halin varsa gör. Uğraşamam seninle.

Başını yastığın altına gömdü Selim. Sonsuza dek uyumak istiyordu. Sadece rüyalarda mutluydu uzun zamandır. Yalnız, cesur değildi sonsuz uykuya dalabilecek kadar.

Kapının sertçe çarpıldığını duydu. Az evvel ki tartışmadan sonra çıkıp gitmişti Alper. Bir süre daha döndü durdu yatakta ama uykuya dalamadı bir türlü yeniden.  Bezgin bir halde terketti yastığını, yorganını.

Pencerenin perdesini aralayıp sokağa baktı. Henüz saat sabahın sekizi. Bu saate işine gidenler ve öğrenciler vardı sokakta. Servis araçları, minibüsler  geçiyordu sıklıkla. Dakikalarca sokağı izledi boş bakışlarla.  Elini  yüzünü yıkadı geç kalmışlıkla. Müdürünü aramak geldi aklına. Sonra vazgeçti, Alper bir bahane bulurdu nasıl olsa. Televizyonun kumandasını buldu salondaki kanepenin altında.  Herhangi bir kanalı açtı, yabancı sesler duydu. Duydu ama dinlemedi söylenenleri.

Bir kahve hazırladı kendine, zaten hazır kahve olarak bilinenlerden. Pencere kenarındaki, saksının yanındaki eski berjer koltuğa oturdu. Nereye baktığının farkında değildi.

Baktığı yönde yalnızlığının dumanından başkaca bir şey de görmüyordu zaten. Duvardaki saatin akrep ve yelkovanı, durduğunu zannettiği zamana inat kovaladı birbirini. Sehpanın üzerinden bir titreşim sesi geliyordu.  O bu sesi farkedip, telefonundan geldiğini anlayıncaya dek 7 cevapsız çağrı olmuştu. Sonuncuda eline alıp, buz gibi bir sesle.

–          Efendim.

–          İyi misin sen Selim ?

–          İyiyim.

–          Neden açmadın telefonu ?

–          Duymadım.

–          Evde misin ?

–          Evet.

–          Geliyorum.

–          Gelme.

–          Geliyorum.

Kapandı telefon yerinden kalkmadı kapının zili çalıncaya dek. Kapıyı açtı kimin geldiğine bile bakmadan döndü koltuğuna. Selin’di gelen. Ardı sıra salona girdi sonra da berjerin yanındaki çekyata oturdu.

Bir süre suskun kaldılar. Sessizliği Selin bozdu

–          Nen var senin ? Ne bu halin ?

–          Kötülüğümle yüzleşiyorum. İki yüzlülüğümle.

–          İnsan olduğunun farkına varıyorsun o halde.

–          İnsanlığımdan utanıyorum.

–          Utanacak bir şey yok.

–          Kötülüğümden utanmayacaksam vicdan neye yarar.

–          Vicdan senin kötülüğüne mağlup olmanı önler.

–          Kötülüğüme mağlubum ben

–          Öyle olsa kötü değil korkunç biri olurdun.

–          Korkunç biriyim o halde.

–      Değilsin. İyilikle maskelemiyorsun kötülüğünü. İyiliğinin arkasına saklamıyor, saklanmıyorsun. Sadece kötüsün sende hepimiz kadar. Hepimiz kadar iyi olduğun gibi. Unutma hiç kimse sana kötüsün diyebilecek kadar iyi değil aslında. Çünkü kötülüğünden kurtulamaz insan. Ancak kötülüğünün vicdan azabına mahkum bir farkındalıkla yaşar ruhlarının karanlık yönüne hakim olanlarımız.  Bazıları ise o karanlığın efendisi olmaya talip bir zalim olarak çıkar karşımıza. Onları korkunç kılan işte bu saplantılı tutkularıdır. İyi yanları zehirlenmiştir kötülüklerinde, yavaş yavaş ölür bir tarafları. İyiliğin sınırıdır kötülük, kötülüğün sınırıysa iyilik. İkisi de sınırlarını zorlama eğilimindedir. Kötülüğüne direnmeli, iyiliğine güvenmelisin bu yüzden.

–     Peki başa çıkamadığım bu vicdan azabı ne olacak Selin ?

–     Kurtuluşun olacak o senin. Sana eziyet ettiğini sandığın vicdanın ayakta tutuyor iyiliğini. İyi yanın güçlendikçe sızlıyor vicdanın, çünkü yükü artıyor onun.

–     Taşıyamıyorum.

–     İzin ver o zaman.

–     Neye ?

–     Sana destek olmama.

–     Tek başıma taşıyamadıklarımı sana da yükleyemem. Keza bu  daha da körükler vicdan azabımı.

–     Karşılığında bende kendi yüklerimi vereceğim sana.

–     Neye yarayacak bu takas ?

–     Belki hiçbir şeye, bilmiyorum. Ama denemiş olacağız. Pes etmektense deneyeceğiz.

–     Nafile.

–     Belki öyle. Ama en azından denememiş olmanın pişmanlığından kurtaracağız kendimizi.

Bir şey söylemedi Selim. Dakikalar sürdü ikili sukut hali. Yerinden kalkan Selin çömeldi

Selim’in  önünde. Ellerini avuçlarının içine aldı, gözlerine baktı. Birinin bakışları ne kadar

soluk ve bezginse, diğerininki o kadar parlak ve heyecan vericiydi. Ya umut bulaşacaktı yek

diğerine ya da umutsuzluk. Hangisi kazandı ?

Kötülük Şarkıları” için bir yanıt

  1. Sinem adlı kullanıcının avatarı

    Kötülüğün beterini kötülük eden bulur. “Nasıl ki arı başkasını sokunca kendisine daha fazla zarar verir çünkü iğnesi ve gücü elden gider. İnsan kötülükten tat alırken vicdanında tam tersi bir acılık oluşur ve türlü üzücü kuruntularla azap çektirir. Kötüler hiçbir yerde saklanamaz çünkü ne kadar saklansalar vicdan kendilerini buldurur onlara. “İlk ceza odur ki hiçbir suçlu kendi yargıçlığından kurtulamaz” Vicdan içimize korku saldığı gibi, haklıysak rahatlık ve güven verir bize. Ben kendimden söyleyebilirim ki türlü kötü durumlarda, içimden geçeni, niyetlerimin temizliğini gizlice kendim bildiğim, düşündüğüm için daha korkusuz adımlarla yürümüşümdür” vicdan üstüne okuduğum bir denmeyi hatırlattı yazın, paylaşmak istedim.

    Beğen

Yorum bırakın