Kahvenin Adabı

IMG_3074

Kahve ve Anılar

Ellili yıllardan kalma kerpiç evin bahçesindeki kiraz ağacının altında, tahta tabureye oturmuş, sol elindeki maşa ile mangaldaki külleri karıştırıyordu yaşlı adam. Sağ eliyle bakır cezveyi tutarken kendi kendine,

 

–      Kahve değil o içtiğiniz. Kahve dediğin benim yaptığımdır aslında. Alelacele sıcak suya kattıklarınızla yazık ediyorsunuz kendinize.

diyerek mırıldanıyordu. Sesini duyurmak değildi niyeti ama, bazen aklından geçenler umduğundan yüksek sesle dökülüyordu dudaklarından.

–      Öyle diyorsun da, bir kahve içmek nasip olmadı elinden be dede,

Hadsizce cevap veren zamaneye çevirdi başını. İki delikanlı yan yana sandalyelerde, ellerindeki kupada hazır kahvelerle seyrediyorlardı onu. Hep çatık kaşlı olduğundan gerek yoktu ayrıca sert sert bakmasına. Bir şey söyleyecek oldu, yutkundu. Az öteden bir kadın sesi duyuldu.

–      40 yıldır bir gün kendisinden başkasına pişirmiş mi ki o kahveyi size pişirsin

Sitemli değildi sözleri, aksine tebessümle yürüyüp iki genç delikanlının yanına oturdu. Yaşlı adamda memnundu onun gelişinden, gözleri ışıldamıştı belirgin şekilde. Başıyla selamlayıp onu gençlere çevirdi bakışlarını;

–      Siz kahvenin anlamını bilir misiniz ?

Cevap beklemeksizin sorusuna, devam etti sözlerine,

–      Kahve hatırdır.  Hatırsa gönüldür. Hatırı kırmak gönül kırmaktır. Onun için derler, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var diye. Hayatınızı iki arada bir derede kaynattığınız gibi, o elektirikli cezvelerde kaynattığınız kahvelere benzemez benim ki. Bu mangal gibi yüreği köz köz eden ateşte pişer kahvem. Aheste aheste köpürür.

Kenardaki fincana uzandı eli. Bir taşım döktü kahveyi içine. Kalanı yeniden koydu mangalın üstüne. Gözlerini ayırmadan cezveden,

–      Elemini, kederini dökersin ilk taşımda fincanın içine.  Umudunu köpürtürsün ikinci taşımda. Ağır ağır  örtersin üstünü dünya derdinin. Seyredersin akışını, içine çekersin kokusunu buram buram.

Aldı fincanını eline, çekildi ağacın gölgesine. Bir yudum su içti önce,

–      İçmesinin de adabını bileceksin. Heder etmeyeceksin pişirirken harcadığın emeği. Bir yudum su ile arındıracaksın dilini, başka tatlardan değil  sadece, evvelce sarfettiğin kem sözlerden de aynı zamanda. Bir nefes  çekeceksin önce derin derin, sonra da vereceksin ki dolu dolu, kavruk kokusu da rahat süzülsün burnundan.

İlk yudumu aldıktan sonra dilinin ucunu hafiften dolaştırdı dudaklarında.

–      Karton bardaklarda koşturarak içtikleriniz gibi davranmayın sakın buna. Tadı iyice yer etsin damağınızda.

İki genç ve yaşlı kadın seyrediyordu adamı sadece. Adamsa onları bakıyor ama yoklarmışçasına keyifle içmeye devam ediyordu kahvesini. Kadın girdi yine söze;

–      Her gün bir defa yapar mangal başında bu keyfi.  Kırk yılı geçti şu eve gelin gireli, bir tek istemeye geldiklerinde içti elimden kahveyi. Ne kahve ister benden ne kahve yapar birgün olsun. Evvelden “gençliğimde çok yaptım bıktım” derdi. Sonra anladım ki bahanesiymiş onun.

Kadın şikayetçi değildi belli bu durumdan, çünkü söyleyişinde gerçeği bilmenin mutlu bir gururu seziliyordu. Ama gençler bunu anlayamamıştı.

–      Dede, hadi biz bilmiyoruz kıymetini yaptığının kahvenin, babannemden neden esirgensin maharetini,

–      Askerden geldiğim vakit evlenecektik babaannenizle. Ama iş yok köy yerinde. Kayınpeder vermez işsiz adama kızını. Çifte göndertmem kızımı el oğlunun yanında maaşlı iş bulsun öyle der durur. İndim şehire düştüm iş peşine tam bir iş buldum diyorum, başkasına veriyorlar işi banada kusura bakma araya hatırlı birileri girdi diyorlar.  Tüm engelleri aşıyorum hatırlı tanıdığım olmadığından bir işe giremiyorum. Tam iki yıl bir çay ocağında çalıştım hatırlı tanıdık yoksunluğundan. Çay demledim, kahve pişirdim. Lakin benim kahvelerin hatrı azmış demek ki sigortalı bir işe giremedim. Kayınpeder inat etti bu halde vermedi kızını, babaannenizse sabretti bekledi. Sonunda Allah güldü yüzümüze,  bir iş buldum. Aslında o işi de hatırlı birinin tanıdığına kaptırıyordum ama son anda  işi beğenmemiş diğer aday. Fabrikanın müdürü sonradan anlattı bana , belediye başkanı çağırmış bir kahve ikram etmiş makamında, sonrada, “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır, sende kırmazsın hatrımızı o işi yegenmize verirsin”demiş. Müdür de bir şey diyememiş. Sonra yeğen beğenmemiş işi, araya başka yeğenler girmesin diye apar topar başlatmışlar ben garibi. Ondan beri  ne kimseye kahve yapar ne de kimsenin elinden içerim. Aman ha hatır borcumuz olmasın kimseyle diye.

–      İyi de dede, babaanneme neden yapmıyorsun kahve.

Son yudumuda içti keyifle. Baktı sevdiğinin yüzüne.

–      Ben onun elinden kahve içtim kırk yıl önce borçlandım birkere, ona yapmıyorum ki ömür boyu borçlu kalayım ödeşmeyelim diye.

– Kırk yıl geçmiş bey, bir kahve yap artık da, bir kırk yılda ben borçlanayım sana,

-Olmaz, yarın kahveleri elinden içelim ki yine borçlu kalayım sana. Ben sana gider ayak yapacağım kahveyi benden sonra  40 yıl varmayasın diye kimseye.

 

 

Kahvenin Adabı’ için 2 yanıt

  1. Dilek Balkan adlı kullanıcının avatarı

    Ahmet Merhaba,

    Hem kahveyi çok sevdiğim hem de kendi kahvelerimizin olduğu bir firmada çalıştığım için bu yazıya bayıldım ve iznin olursa patronumla ve hatta sakıncası yoksa sosyal medyada paylaşmak istiyorum, tabii senin isminle birlikte.

    Sevgiler,

    Dilek

    Beğen

Yorum bırakın