Hayatla Savaş.

Haydarpaşa

Haydarpaşa Gece

Bayram  olmasa gitmeyecektim ziyaretine. Oysa ne kadar yakındık bir zamanlar. Birlikte çalışıp, birlikte gezer eğlenirdik. Sonra hastalandı ayrıldı işten. Şehri de terkedip taşraya yerleşmişti bir süre. “Stres bana iyi gelmiyor” demişti giderken. İçten içe imrenmiştim bu gidişine. Oysa onunki bir nevi kaçıştı herşeyden. Kaçamadığı tek şey ise hastalığı.

Bir kaç ay önce buradaki bir hastahaneye yattığını öğrendim, hala bizim şirkette çalışan bir akrabasından. Kaç kez niyetlendim yanına gitmeye, her seferinde birşey girdi araya. Bayramda şehir boşaldı, arkadaşlar da kalmayınca buluşmaya, bahanelerim tükenmiş oldu.

Oldum olası sevmem hasta ve başsağlığı ziyaretlerini. Ne diyeceğimi bilemem eveler gevelerim sürekli. Birşey demem gerektiğini düşünürüm ama söylemem gerekenlerle söylemek istediklerim birbirine kavuşup dökülemez ağzımdan. Ya bir pot kırarım sonunda ya da suspus otururum öylece.

Odasını bulduğumda kardeşinin çıktığını gördüm kapıdan. Selamlaştık. Refakatçisi sen misin diye sordum, refakatçi istemediğini onunda ziyarete geldiğini öğrendim. Bayramda izinli çıkartmak istemişler onu da kabul etmemiş. Bilirsin ağbimi dedi, her zaman ki inatçılığı. Gülüştük, o gitti ben içeri girdim.

Beni görünce doğrulmaya çalıştı yataktan, rahatsız olma dedim elimle de işarete ederek. Sandalyeyi çektim başucuna. Kitabını bıraktı, gözlüğünü çıkardı, tebessümle bakıp “Hoşgeldin” dedi. Kimler neler yapıyor, hayat nasıl gidiyor tarzındaki sorularını yanıtladım. Ben birşey soramadım. Nasılsın bile diyemedim. Hastaydı sonuçta, nasıl olabilirdi ki. İyi gördüm seni demek sahte geldi, iyi görmemiştim çünkü. Geçen yıllardan mı yoksa hastalıktan mı bilmem, zayıflamış, yüzü çömüştü. Kaçınılmaz suskunluk başladı nihayet. Boşluğa daldık ikimizde.

Neden sonra, birden ve sebepsizce ellerini  avuçlarımın içine alıp, sesimi yumuşatıp “savaşmalısın” dedim ona. İçinde olduğu durumu anladığımı sanmanın yanıltıcı kibrine kaptırmıştım kendimi farkında olmadan. Oysa anlamam imkansızdı hayattaki en büyük korkusunun sınır çizgisinde duran birini. Benim için çok uzak olan endişeler onun yüzyüze kaldığı gerçeklerdi. Benim uzaktan dahi bakamadığım ateş onu yakıp kavuruyordu. Saçmalama faslına geçmiştim böylece. Yine de kızmadı bana. Benden daha şefkatli gülümsedi. “Ben barışçı biriyim, savaşlar bana göre değil bilmiyor musun?” dedi.

Pes etmiş gibi geliyordu bana oysa bu hayatın onu zorladığı bir savaşa karşı kazanılmış sessiz bir zaferdi belki de. O an, omuzlarından tutup silkelemek geldi içimden. Avuçlarımın içinden sıyırdığı elleriyle tutup parmaklarımı o salladı beni. “Hey, bakma kambur duruşuma, başım dik geldim bu hayata, burnumun dikine yaşadım, giderken de dik başlı gideceğim. Bana yakıştığı gibi.”

Ne diyeceğimi bilemiyordum artık ona. Güçlü ol diyemezdim, benden güçlü görünüyordu çünkü. “Sen güçlü birisin pes etmemelisin” dedim demesine de, söyledikten sonra sözlerimin sıradanlığını fark edip pişman oldum. “Ya savaştıracak ya güreştireceksin beni illa ki. Ben savaşmak yerine hayatla sevişmeyi, güreşmek yerine tek başıma  nefesim yettiğince koşmayı tercih ediyorum, anla bunu” dedi. Kaçırdım gözlerimi, bakamıyordum artık yüzüne. Tükendi tüm kelimelerim. Cümle kurmak imkansız geliyordu. Sanki unutmuş gibiydim konuşmayı. Ağzımı açsam “agu agu” gibi anlamsız sesler çıkacağı endişesindeydim. Kaçmak istedim birden, çıkıp gitmek odadan, hastaneden. Koşmak nefesim kesilip dalağım şişene dek. Bedenim uymuyordu ruhumun zihnim aracılığıyla ilettiği komutlara.

Başını pencereden dışarı çevirdi. Yağmur mevsimi geçeli çok olmuştu. Güneşin ışıltısı gözünü alıyordu insanın. Evinde olanların bile deniz kenarında olmayı diledikleri bir günde biz bir hastane odasındaydık.  “Kardeşimi gördün mü gelirken” dedi, başımı salladım onaylamak için. “Çıkarmak istedi beni, yazlığa gidelim bayramda diye, izin veriyormuş doktorlar, istemedim. Bugun yine geldi sağolsun, aynı şeyleri söyledi. Kabul etmeyince kızdı bana, keçi gibi inatçıymışım, sence de öyle miyim ?” . Konuşma gücümü yeniden kazanmak için bir nefesde “eh haksız değil” deyiverdim. “Değilim be dostum, inatçı değilim. Eskiden öyleydim kabul. İnadına sevdim biliyorsun beni sevmeyen o kızı. İnadına başardım, yapamayacağım söylenen onca işi. Üniversiteyi bile o yaştan sonra inadına bitirdim hatırla. Ama inadına yaşanmıyor hayat dostum. Hayatla sevişeceksin, inat etmeyeceksin. Hayatı sevmem onun sana yaşattıklarına direnmek, onları değiştirmeye düzeltmeye çalışmak değil. Aksine onları kabullenip onlarla kederlenmeden, onlarla birlikte yaşayabilmek. Daha güçlü değilsen hayattan, onunla dövüşemezsin ama onunla dans edebilirsin. Savaşı, kavgayı bıraktım dansa başladım ben artık. Ve bu dans iki kişilik, araya kimseyi almıyor. Onun içindir ki dostum, kardeşim de sende yanılıyorsunuz. Ben inatçı değilim, siz inatçısınız. İnat hayatın hazzının saflığını bozar. İnatla başardıkların sana hırsa bulanmış geçici tatminler yaşatır. Oysa ben elimdekilerin saflığıyla mutluyum”.

Hak verdim diyemem. Ama anladım sanırım onu bu sefer. Basit bir vazgeçiş değildi onunkisi, bir tercihti. Benim hiç yapmayacağım bir tercih. Ama buna hakkı vardı, çünkü hayat onundu. Ona göre inadına yaşanmıyordu hayat, bana göre ise inadına yaşanmalıydı hayat. İkimizde haklıydık. İkimizin de seçimi doğru. Çünkü ayrıydı ikimizin hayatları. Senaryolar benzer olsa da herkes kendi hayatında başrol başkalarınınkinde ise figürandı.

Gülümsedim kalkarken, geldiğimden beri en samimi halimle. Omzuna vurup izin isteyerek ayrıldım yanından. Yüzünde beliren sıcak tebessüm, ömrümde gördüğüm en hakiki gülümseyiş olarak kazındı hafızama. Bayramın ertesinde haberi geldiğinde hayat sahnesinde perdesinin kapandığının, onu mutlu biri olarak anımsadım. Mutlu veda ettiğine inandım.

Hayatla Savaş.” için bir yanıt

  1. Dilek Balkan adlı kullanıcının avatarı

    Ahmet’çim yüreğine sağlık, bana 4 yıl önce yaşadıklarımı anımsattı. Gerçekten insan böylesi durumlarda konuşmakta çok zorlanıyor. Sanki ne söylersen söyle, karşındakini kıracakmış gibi geliyor ve acımasız, ağır bir sessizlik çöküyor. Bazen o’nun acısına rağmen seninle kalmasını isterken, bir an sonra kendini acımasızlıkla suçlarken buluyorsun. Gerçekten okurken çok duygulandım.

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın