Kırmızı Kar

2272850950_c3f8386999_o

Kırmızı Kar

Test çözmeye ara verip kalktı yerinden Yağız. Dikilip pencerenin kenarına başını yasladı soğuk cama. Yağan karı izlerken ne kapının tıklamasını duydu ne de usulca içeri giren anneannesini farketti. Beyaza bürünen yollara bakıp iç çekti derinden. Elinde tepsiyle odanın kapısından süzülen yaşlı kadın gördü onun hüzünlü halini. Torununun ders çalıştığı masaya bıraktı tepsideki çayı ve fırından yeni çıkardığı kurabiyeleri. Arkasından yaklaşıp sarıldı omzuna.

–  Hala kardan adam yapmadın dedenle bana. Ne o küçük bey büyüdün mü yoksa artık kardan adam yapmak için.

– Büyüdüm anneanne. Büyürken de hep beyaz yağdı kar. Hiç kırmızı yağmadı.

Kederli bir şaşkınlığa düştü anneanne. Baktı yüzüne buğulu gözlerle torununun. Yağız devam etti.

–  Ben küçükken babamdan olmayacak bir şey istediğimde, kırmızı kar yağınca diye söz verirdi bana. Annem de kızardı ona, “kandırma çocuğu” diye. Babamsa “kandırmıyorum ben oğlumu, sen de biliyorsun kırmızı karın yağdığını” diye gülerdi. Bilmezdim o zaman kırmızı karın hiç yağmayacağını. İnanırdım babama. Her kar yağdığında göğe bakardım umutla kırmızı yağar mı bu kış kar diye. Hiç yağmadı, ama ben gördüm karda kırmızıyı bir defa. Kaza yaptığımız yolda annemle babamın kanı bulaşmıştı kara. Baba dediğimi hatırlıyorum, bak kırmızı kar. Sesim çıktı mı, çıkmadı mı bilmiyorum. Çıktıysa bile kimse duymadı beni. Ondan sonra her kış bir daha yağsın diye bekledim kırmızı kar. Yine yağarsa dönerler sandım geriye. Ne kırmızı yağdı kar, ne de onlar geri geldi bir daha

Boğazı düğümlendi ikisinin de. Daha sıkı sarıldı torununa kadın. Sonra çıktı odadan geldiği gibi usulca. Dolan gözlerinden süzülen yaşları saklamak içindi telaşı. 45 yıllık hayat arkadaşı yakaladı onun kederini. Sordu neler olduğunu. Öğrendiğinde torununun halini, yutkundu, derin bir nefes alıp, yanına gitti. Titremesine müsaade etmeden sesinin, koydu omzuna elini delikanlının;

–  Hadi bakalım Yağız efendi. Kardan adam zamanı geldi. İnelim de anneannen için bir kardan adam yapalım.

–  İçimden gelmiyor şimdi dede.

–  Başlatma içine. Eskisi gibi durmuyor artık kar. Bugün yaptık yaptık. Yapamazsak erir gider.

–  Yapmasak olmaz mı bu sene ?

–  Hadi kızdırma beni giyin çabuk

Gönülsüzce hazırlandı Yağız. Birlikte indiler apartmanın bahçesine.

–  Sen başla ben geliyorum şimdi.

–  Off dede bana bırakıp kaçıyorsun yine.

–  Geleceğim eşşek sıpası başla sen.

Aceleyle yuvarladı karları genç adam. Bir kardan adam ustası edasıyla hızla tamamladı. Havucu saplarken burnuna dedesi geldi, elinde manavdan aldığı üç beş meyve kasası ile.  Kırıp tahtalarını bir ateş yaktı. Yağız işini bitirip gitti dedesinin yanına.

–  Ateşe ne gerek var dede. Yaptım işte kardan adamı çıkalım eve.

–  Görüyor musun ateşi ?

–  Görüyorum tabii.

–  Ne renk alevler.

–  Dede iyi misin sen. Kırmızı işte alevler.

–  Uzat elini, ısınsın ellerin.

–  Ev daha sıcak dede merak etme.

–  Ateşin sıcaklığı arttıkça rengi de değişir. Öğrettiler mi bunu size ?

–  …..

–  Sarı olur, mavi olur. Ama en sıcak halinde ne olur biliyor musun ?

–  Ne olur ?

–  Beyaz olur. Kar gibi beyaz.

Soran gözlerle bakmaya başladı dedesine Yağız. Nereye varmak istediğini anlamaya çalıştı.

–  Babanla annen tanıştığında, hasta idi annen. Umudumuzu yitirmek üzereyken hepimiz, baban iyileşeceğini söyledi onun. Annen artık dalga geçiyordu kendisiyle “tabii doktor, kırmızı kar yağınca taburcu olurum hastaneden” derdi ona. Babansa “yağacak o kırmızı kar” diye tutturdu. O haklı çıktı sonunda, aşkla yendiler melun hastalığı. Karlı bir kış günü ele ele çıktılar hastaneden. Çocuk sahibi olamayacaklarını söyledi doktorlar sonra onlara. Baban “olacağız” dedi, annense “kırmızı kar yağınca mı ? “ diye sordu. Sen Aralıkta doğduğunda yine yağdı kırmızı kar bizim ailemizin üzerine. Neden diye sordum babana, neden kırmızı kar ? Kırmızı beyazda gizlidir dedi bana. Gerçekten de soğuğun en soğuk hali nasıl beyazsa, ateşin en sıcak alevi de beyazdır aslında. Annenle baban gittiğinde bizim yüreğimize düşen ateşin alevi hep beyazdı Yağız’ım. Ateş karı yakmaz ama kar ateşi söndürür. Yüreğimizdeki ateşe düşen beyaz kar ol diye sana sarıldık. Biliyorduk onların hiçbir zaman gelmeyeceğini. Sen umut ederken biz tüketmiştik umudumuzu çoktan. Bizim tek ümidimiz vardı. Sen. Sen bizim ömrümüzün son kırmızı karıydın, sen bizim kalan tek umudumuzdun. Senin sevginle avuttuk kendimizi. Senin kokunla doldurduk içimizi. Sen kırmızı kara inan oğlum. Baban gibi inan ve hayaller kur hayata dair. Kurduğun hayalleri gerçek kıl birer birer. Onlar gerçek oldukça anlayacaksın sen de kırmızı karın yağdığını. O zaman anlayacaksın olmaz sandığın şeylerin olacağını. Biliyorum kimse dolduramaz onların sende bıraktığı boşluğu. Bizde dolduramayız. Ama sen doldurabilirsin onların dünyada bıraktığı boşluğu.

Onaltıncı yaş gününe, günler kalmışken öğrendi anne babasının hikayesiyle birlikte, kırmızı karın öyküsünü Yağız. Yaktıkları ateş sönmeden yine başladı kar yağmaya üzerlerine. Göğe baktılar birlikte dede torun. Penceredeki anneanne de onlarla birlikte çevirdi başını bulutlara. Güneşin ışıkları vurdukça düşen kar tanelerine, ışık kırıldı sanki, kırmızı yağıyordu kar bir kez daha dünyaya.

Kırmızı Kar’ için 5 yanıt

  1. Taha bilgiç adlı kullanıcının avatarı

    Gayet hoş, yazınızı çok beğendim. Ancak ilk cümlede anlatım bozukluğu var. Muhtemelen “test çözmeye ara verip” olması gerekiyordu. Saygılarımı iletirim

    Beğen

sercemsworld için bir cevap yazın Cevabı iptal et