
Kapı
Asansörün düğmesine bastı önce. Sonra vazgeçti beklemekten gelmesini. Dört kat yürümeyi tercih etti merdivenlerden. Acele etmeksizin tırmandı basamakları. Kapının önündeki paspasın bozulmuş simetrisini düzeltti ayağıyla, kapıyı çalmadan önce. Zile dokundu usulca. Yavaş basarsa sesi daha yumuşak çıkacakmış sandı ama öyle olmadı elbette. Yüksek tonda, sevmediği, sevmediği için de alışmadığı 12 saniyelik kesintisiz iğrenç melodiyi duymak zorunda kaldı. Kapı açılmayınca bir kez daha aynı sesi duymak istemediğinden işaret ve orta parmağının sırtını kullanarak nazikçe tıklattı kapıyı. O berbat ve gürültülü zili duymayan birinin bu nazik tıkırtıyı duymasına imkan yoktu oysa. Son bir kez daha dokunmaya karar verdi zile her şeye rağmen. Yine 12 saniyelik işkenceye tahammül etmek zorunda kaldı kulakları. Sonuç değişmedi açılmadı kapı. Telefonunu çıkardı pantolonun cebinden. Aradı bu kez. Tek çalışta açıldı telefon,
– Alo, nerdesin sen ?
-Ne oldu ?
– Sana geldim, kapıdayım.
-Neden haber vermedin ?
-Ne zaman haber verdim ki ?
-Ne bileyim, beklemiyordum bugün seni.-
-Hımm.
-Neyse iki saati bulur gelmem, bekleyecek misin ?
-Hımmm….
-Bekleyecek misin?
-Hı, evet evet, beklerim burada bir yerlerde, gelince ara.
Tekrar asansörü çağırdı inmek için. Yine beklemedi gelmesini yürüdü merdivenlerden aşağıya. Hemen apartmanın köşesine bırakmıştı arabasını. Önce içinde oturup beklemek geçti aklından. Yanına geldiğinde ise vazgeçti devam etti yürümeye. Sayısız defa geldiği bu sokakta hiç yürümemişti. Adımları araba ile apartman arasında sınırlanmıştı. Şimdi ilk kez semtin yabancısı olarak dolaşmaya başladı. Az ötedeki durakta otobüs bekleyenler vardı. Üç beş dakika dikildi onların yanında. Beklemediği herhangi bir otobüs gelsin diye. O dahi gelmedi. Sıkıldı beklemekten, duraktakileri bırakıp devam etti yoluna.
Köşeye varmadan, bir kulübenin önünde kuyruk olmuş insanlar gördü. İlerlemeyen sıranın sonuna yaklaştı. Halk Ekmek yazan büfenin önünde, ekmeğin gelmesini bekliyordu insanlar.
-Ne zaman gelecekmiş ?
Diye sordu önündeki ihtiyara. Önemsemediği halde önemsermişçesine.
-10 dakikaya gelir.
-Çok var daha.
Devam etti yoluna. Vakit geçirmek için birşeyler içmeye karar verdi. Eski mahallenin içinde yamalanmış gibi duran alışveriş merkezine girdi. Kendi semtinden bildiği pastaneye yöneldi.
-Hoşgeldiniz, kaç kişi olacaksınız acaba ?
-Tek,
-Biraz bekleteceğim sizi birazdan bir masam boşalacak.
İçerdeki kalabalığı süzdü, bir şey demeden terk etti orayı. Saatine baktı. 45 dakika olmuştu daha. Canı sıkıldı. Yeniden çıktı dışarı. Alışveriş merkezinin kapısında öbeklenmiş insanların arasına karıştı. Bir sigara yakıp seyretmeye başladı onları. Bir kısmı sigara içiyordu onun gibi, girişi kapısının sol tarafında. Sağ tarafındaki insanlar ise birilerini bekliyordu. Birkaç dakika arayla biri geliyor bekleyenlerden birine sarılıp birlikte içeri giriyorlardı. Onları gördükçe daraldığını hissetti. Hızlı hızlı içine çekti sigarasını. Sonuna varmadan söndürdü yandaki ayaklı büyük küllükte izmaritini.
Az ilerde bir park gördü. Oraya yöneldi, bir bankta oturmak için. Kemerli bir girişi vardı. Tam içeri girecekken, uyuduğunu sandığı köpek ayaklanıp hırlamaya başladı ona doğru. Dostane olmayan bakışları korkutmuştu onu. Geriye doğru atmadan adımlarını bir adam geldi köpeğin ardından. Başını okşayıp sakinleştirdi onu.
-Burayı bekler bizim ihtiyar. Yabancıları tanır hemen. Sana da ondan diklendi. Korkma gir hadi. Bir şey yapmaz artık.
-Hep burada mıdır ?
-Yıllardı mekan belledi burayı. Bir nevi gönülllü bekçisi oldu parkın.
-Sağol
Uzun bir kavak ağacının altına konmuş, ahşap, yıpranmış belediye bankına oturdu. O köpeği düşünürken önünden kahverengi üniformalı iki bekçi geçti. Tebessüm etti gayr-i ihtiyari. Çok duramadı orada da. Kalkıp geldiği yolun tersine kat ederek yürüdü arabasına doğru. Ekmek satışı başlamıştı Halk Ekmek büfesinde. Kuyruk ilerliyordu en azından. Otobüs durağında bekleyenlerin sayısıysa artmıştı. Gerçi ilk gördüğünde durakta olan insanlardan bazıları yoktu ama hala beklemeye devam eden aynı yüzleri de kolayca fark etti.
Arabasının başında durdu. Apartmanın pencerelerine baktı. Üst katlardan birinde küçük bir kız çocuğu dikkatini çekti. Başını elleriyle birlikte cama yapıştırmış, apartman bahçesinin girişine bakıyordu. Ara ara kafasını bir sağa bir sola çeviriyor, hareketinden beklemekten sıkıldığı anlaşılıyordu. Muhtemelen üzerinde oturduğu koltukta, sevinçle ayağa kalktığında beklediğinin geldiği anlaşıldı. Apartman bahçesine içeri giren kadın ona el sallıyor olmalıydı. Beklenen annenin işten geldiğine kanaat getirdi. Garip bir rahatlama hissetti. Kapısını açıp arabasına bindi. Koltuğa yaslandı. Varması gereken yere varmış, gelmesi gereken gelmiş, tüm beklemeler anlamını yitirmişti. Anahtarı kontağa yerleştirdi. Saatine baktı. Bir buçuk saat olmuştu. Motoru çalıştırdı, hareket etti. On metre gitmeden telefonu çaldı. Açtı
-Efendim
-Geldim ben şimdi. Apartmana giriyorum. Gel sende.
-Ben yoldayım dönüyorum.
-Eee hani bekleyecektin
-Bekledim, beklendiğim kadar.
Bekledim, beklendigim kadar…
Emeğinize sağlık.
BeğenLiked by 1 kişi
Çok güzel bir yazı, emeğinize sağlık.
BeğenBeğen
Çok teşekkür ederim.
BeğenBeğen