Bulutsuz gecede bir yıldız kaysın diye umarak kaldırdı kadehini gökyüzüne. Dilek dileyebilmek için dahi bir dileğinin gerçek olması gerekti. Güldü kendi çaresizliğine. Saat gece yarısını geçmişti. Son yudumunu alıp balkondan yatak odasına geçti. Oturdu yatağına, bir süre bekledi. Pakette kalan dört dal sigaradan birini yaktı. “Bak görürsün ağzımdaki sigara bitmeden arayacak” diye teskin etti kendini. Dördünü de içti ağır ağır yine arayan olmadı. Sonuncusunun izmaritini engel olamadığı bir hiddetle bastırırken küllüğe “zaten nefret eder sigaradan, benimki de saçmalık” diye söylendi kendi kendine. “Uyumalıyım. Unutmalıyım. Unuttu. Uyudu.” Ağır ağır ağzından dökülen, cümlesiz kelimelerdi. Sustu sonra, telefonun şarjına baktı, daha yarı bile değildi. Ne olur ne olmaz diyerek prize takıp koydu yanındaki boş yastığa. Gece lambasını söndürüp, telefonun ışığının azalarak kaybolmasını seyretti. Karanlığı farkettiğinde yeniden uzandı ve bu kez sesini kontrol etti açık mı diye. Sonuna kadar açtı ararsa duymamaktan korkarak. Yeniden izledi ekranın kararmasını. Usul usul kapandı gözleri. Uyku ile uyanıklık arasında birkaç dakika geçirdi. Birden açtı gözlerini hızla uzandı telefona. Kaçırdığı cevapsız bir çağrı ya da görmediği bir mesaj var mı diye. Saatini farketti, son baktığının üzerinden beş dakika bile geçmemişti. Yine sönerken parlayan ekran, çaresizce aramasından ümiti kesip uyuyabilmeyi ümit etti.
Rüya başlamak üzereydi. Belki de başlamıştı zihninde o farkında değildi. Telefonun sesi zihninde miydi yoksa kulaklarında mı emin olamadan uzandı. Ekranda isim yazmıyordu. Açtı ve duymayı bekledi birşey demeden.
-Alo.
-Efendim.
-Uyuyor musun ?
-Hayır.
-Napıyorsun ?
-Aramanı bekliyordum.
-Biliyor muydun ki arayacağı mı ?
-Biliyordum ya da umuyordum ne fark eder ki ?
-Neden umuyordun ? Nereden biliyordun ?
-İşte onu bende bilmiyorum. Yani neden arayacağını. Özlediğinden mi ? Sanmam ama dilerim. Birşey sormak için mi ? Yoksa sadece meraktan mı ? Yani son konuşmamızdan sonra telefonu açıp açmayacağımı merak ettiğinden mi ? Senin şu meşhur merakın.
-Ne demek bu ?
-Birşey demek değil. Merak güzel şey, umutlu şey. Merakını giderince istek sönüyor ama. Bir heves merak ediyorsun, öğreniyor vazgeçiyorsun. Umduğunu bulsan da vazgeçiyorsun çünkü merakını yitiriyorsun. Bildiğin şey gibi geliyor sana, başka şeyler merak ediyorsun sonra.
-Öyle değil. Ben sana ….
-Aradığında ne diyeceğimi de bilmiyordum aslında. Gece boyu düşündüm. Yüreğimdekileri sel gibi dökeyim sürüklesin seni diye. Ama öyle barajların var ki yıkmak ne mümkün. Kızayım, esip gürleyeyim korkar sarılır dedim. Narin kalbin incinir diye kıyamadım.
-Kapatayım istersen.
-İster miyim sence ? Telefonun ucunda uyuya kaldığında sesini değil nefes alışını saatlerce dinleyen ben ister miyim tek kelime etmesen de kapatmanı ?
-Böyle konuşma lütfen.
-Peki susalım. Tek kelam etmeden avaz avaz susalım. Ama ikimiz susalım sadece. Bırak herkes gürültü yapsın, teneke çalsın. Herkesten ayrı sen sen kalarak, ben ben kalarak biz olup susalım.
-Biz…Hımm.. Belki başka zamanda, başka koşullarda olsaydık….
-İhtimaller değil gerçekler yaşanır hayatta.
-Gerçek dediğin…
-Gerçek dediğim yarım kalmış bir yalan değil. Gerçeğin yarısı aklındaysa yarısı yüreğinde. Yek birine teslim olursan yarısı yalan olur.
-Dünya zaten yalan.
-Alışmışız, teslim etmişiz yalana dünyayı sonra da yalan dünya diye onu suçlamışız. Vazgeçmişiz aramaktan yarım kalan gerçeğimizi. Neden ? Korktuğumuzdan mı sevdiğimizden mi bu yarı sarhoş yalan halimizi ?
-Kolay mı gerçeğin yükünü taşımak ?
-Gerçeğin yükü yalanın sarhoşluğundan iyidir. Sürekli sarhoş gezemezsin. Bir gün ayılmak zorundasın. Ayarında içmelisin ki sabah olduğunda başın ağrımasın, aynaya bakarken miden bulanmasın.
-Gece dersi için teşekkür ederim. Hayat felsefesine giriş miydi bu ders ?
-Söz vermiştim senle ders çalışmaya ona say bu geceyi.
-Oldu o zaman hocam size iyi geceler.
-Peki. İyi geceler.
Dilek dileyebilmek için dahi bir dileğinin gerçek olması gerekti..”
Çok güzel olmuş.. 🙂
BeğenBeğen
Ihtimaller değil, gerçekler yaşanır hayatta.
Sevdim bunu.
BeğenBeğen