Çok büyük değildi valizi. Uçakta kabin bagajı dedikleri ebatta. Hazırlaması da taşıması da kolay olanlardan. Sahip olduğu herşey o valize sığdıktan sonra fazlasına ihtiyacı da yoktu zaten. Taşıyabileceği yük de bundan fazlası olmadı hiçbir zaman. On sekizinde ayrıldığında evinden yine bu kadardı tüm eşyası. Sahip olmak istediği bir şey olmadığı gibi kalıp kök salmak istediği bir yer de olmadı. Üniversiteye kaydolduğu günün ertesinde bulduğu iş şehir şehir dolaştırdı onu. Yurtta bir yatağı vardı sınavdan sınava uğradığı, bir de içi hiçbir zaman dolmayan dolabı. Kimseyle küsmeden, kavga etmeden okulu bitirmesinin sırrı da bunda gizliydi. Tabii dört yıllık bölümünü yedi yılda bitirmesi de aynı sebepten oldu. Sonra açıldı yurt dışına, öyle kalıcı değil tabii. İş icabı şehirlerin yerini ülkeler aldı mezuniyetle birlikte.
Bir aktarma istasyonu gibiydi İstanbul onun için. Evi olmadığı halde otelde kalmadığı iki şehirden biri. Diğeriyse iki bayramdan birinde uğradığı memleketi. Merhabası soğumadan hoşça kal dediği değişmez iki uğrak yeri.
Ve yine bir veda vakti, kapı önünde bilindik uğurlama merasimi.
– Daha yeni gelmiştin oysa, neden bu erken veda ? Ayların özlemini silemez ki birkaç gün.
-Silsin isteyen kim ? Hep özlemek, özleyebilmek ne güzel.
-Yoruyor bu özlem beni.
-Umut gibi bir şey bu, ayakta tutuyor bizi. Tüketmemize izin vermiyor hiç birşeyi.
-Ne kadar sürecek bu sefer ?
-Saymıyorum ki ? Zaman ölçüsü değil ki özlemin. Bir saat ya da bir yıl fark eder mi ?
-Sen kabul etmesen de akıp geçtikçe zaman yüreğime çöküyor hasretin.
-Yük mü sana özlem ?
-Gücüm tükeniyor sensizlikte.
-Oysa ben güç buluyorum özleminde.
-Herkes kavuşmak için ayrılır, biz ayrılmak için kavuşuyoruz sanki.
-Herkes gibi değiliz çünkü biz. Herkes de biz gibi değil.
-Biraz benzesek normal insanlara.
-Sıradanlaşsak diyorsun.
-Korkma bu kadar sıradan olmaktan.
-Korkmuyorum.
-Korktuğun için kaçıyorsun. Oysa onlar da mutlu oluyor.
-Bilmem oluyorlar mı ? Oluyorlarsa da onların mutluluğu benzer mi bizimkine ?
-Bazen soruyorum kendime, biz mutlu muyuz gerçekten diye. Çünkü ben sensiz mutlu olamıyorum.
-Yetmiyor sana sevgim, sahip olmak istiyorsun. Oysa sahip olduğu herşeye karşı hoyrattır insan. Avucundaki kuşu kafese hapsetmek ister. Özgürce uçup hep aynı ağacın dalına konmak gibi değildir bir kafese dönmek.
-Kafes ! Ben seni hapsetmek istiyorum öyle mi ?
-Bir anlamda evet.
-Hiç anlamıyorsun beni. Nazım’ın dediğini onun kadar güzel söyleyemediğim için mi yüreğime bu zulmün.
Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey…
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum…
-Kime yazmış biliyor mu sun bu şiiri Nazım ?
-Kime ?
-Piraye’ye.Bursa cezaevinden,hapisten bir nevi kafesten. Özgürlüğe özleminin vucud bulmuş hali deli divane olduğu kadına yazıyor. Sonra dileği gerçek oluyor kavuşuyorlar ve ve şarkısını söylüyor Nazım. Masal mutlu sonla bitince kahramanımız boşa çıkıyor. Semiha’yı, Münevver’i, Galia’yı, Vera’yı düşünüyor, onların şarkısını düşlüyor, şiirlerine düşürüyor özlemini şair. Kavuştukça söner özlemin ateşi. Özlem biterse biter herşey. En büyük aşklar bile.
Ne kadar inanıyordu bu söylediğine hiç sorgulamadıkendi içinde. Sadece söyledi içinden geçen sözleri, belki de bitsin diye ayrılık seramonisi. Bir yalan mıydı inandığı yoksa çözmüş müydü aşkın sırrını umursamadı. Bir anlık sessizlikten istifade ederek son buseyi kondurdu dudağına sevdiğinin. Kapıyı açtı, bavulunu çekerek çıktı dışarı. Özlemek başka şeyleri düşünmekten iyiydi. Özleyecek birinin olması en güzeli…
Özlemek en az aşk kadar güzeldir. Asıl o zaman kalbi titriyor, içi yanıyor insanın…
Kalemine sağlık…
BeğenBeğen
sizin gibi salaklara yazmış
BeğenBeğen