Sefaletin Felsefesi*

IMG_8150.JPG

Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletin Felsefesi

Tüm ideolojiler ve dinler bir nizam-ı alem arayışının tezahürüdür kanaatimce. Bu düzen bir zekayı gerekli kılıyor. Orijinal metinde bunu zekaya mı yoksa popüler manada üst akla  tekabül eden bir cümle ile mi ifade edilmiş bilmiyorum ancak elimdeki çeviriye göre Proudhon düzeni zeka ile ilişkilendirmiş.

Kadim dünyanın insanları için düzen dünya dışı bir zekayı ifade ederken modernler için daha ziyade dünya içi bir zekanın ifadesidir. Oysa, zeka ister dünya içine isterse de dışına yerleştirilsin, düzen gereği zekayı olumladığımız andan itibaren, düzenin ortaya çıktığı heryerde zekanın varlığını kabul etmeli ya da bütünüyle reddetmeliyiz. (s.18)

Bu noktada aklıma gelen soru dünyanın bir düzeni mi var (olmalı) ya da ahengi mi var (olmalı) ? Düzenin  bir zeka gerektirdiğini kabul ediyorum ama ahenk için bir zekaya ihtiyaç olduğunu zannetmiyorum. Hatta zekanın kendiliğinden oluşan ya da doğadan kaynaklanan ahengi düzen adına bozduğundan kuşku duyuyorum. Ahenk ve düzen kavramları birbiriyle çelişmek zorunda değil elbette ancak mutlaka birbirlerinin tamamladıkları da iddia edilemez. Düzenin kaynağı olarak gördüğümüz zekayı kadim gelenekte olduğu şekilde dünya dışında ararsak yaratılmış ahenk üzerinde ki bozucu etkisi onu tanrısal değil şeytani yapmaz mı ? Modernite de ise zekayı dünyevileştirdiğimizde insanın yıkıcı etkisinin kutsanmış kılıfı olmaz mı? Düzen ve düzensizliğin birlikte sağladığı ahenk kaynağı ne olursa olsun düzen arayışıyla bozulmaz mı ?

Düzensizlik her yerde düzenle eşit oranda bulunduğundan, düzenin düzensizliği nasıl ortadan kaldıracağı  bilinmediğinden. Taxis ataxian diokein (düzen düzensizliği kovaladığından) ekonomistler herşeyin yolunda olduğu sonucunu çıkardılar; her türlü reform önerisine siyasal iktisadın düşmanı gözüyle bakıyorlar. (a.ge. s.59)

Piyasa da kainat gibi düzenin ve düzensizliğin doğal dengesidir aslında. Düzen kelimesi  disiplini çağrıştırıyor bana. Piyasanın böyle bir disiplini yok ama dengesi var.  Birey ve toplum da içinde var oldukları evrende mutlak bir düzensizlik içinde yaşayamaz. Ayakta kalabilmek için kendilerini bir şekilde disipline etmeliler. Kendine çeki düzen vermek deyimi de bir nevi buna işaret ediyor. Doğal halinden uzaklaşarak düzene girmek yine bir denge içinde olmalı. Kastım katı disiplin anlayışı değil. Çünkü bunun sürdürülebilir olduğuna inanmıyorum. Uzaklaşmak kelimesi yerine uzlaşarak demek daha doğru olacak sanırım.

Din ve ideoloji bireysel ve toplumsal disiplinin sağlanmasının amacı ve aracı olabiliyor eş zamanlı. Araçtan amaca geçtiği noktada hegomonik olarak cezalandırıcı ve dışlayıcı hal alıyor. Hegomonya ise ahengi tehdit ediyor. Tehdit karşısında ise isyanın refleks olarak ortaya çıkması kaçınılmaz. Çatışma ahengin yeniden tesisini sağlamakla kalmaz ilerlemeyi de sağlar.

İsyan kuvvetinin bastırıldığı her toplum ilerleme için ölü bir toplumdur. (s.123)

İsyan kültürünü yitirmek toplumun sabitleşmesine neden olur. Devir değişti dünya bozuldu, düzen ancak geçmişe rücu etmekle sağlanır şeklinde katı muhafazakar anlayış ise ilerlemeyi durdurmakla kalmaz gerilemeye neden olur.

 

*Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletin Felsefesi, Pierre Joseph Proudhon, Kaos Yayınları, 1.Baskı 2012

Not: Bu yazı kitabı okurken aldığım notların bir kısmını içermektedir. Makale amacı taşımamaktadır.

Sefaletin Felsefesi*” için bir yanıt

TÜRKİYEDEKİ MÜSLÜMANLARIN HALİFESİ için bir cevap yazın Cevabı iptal et