Eric Hobsbawm külliyatı tarihsel bir okumanın ötesine geçerek günümüzü anlamlandırmaya da rehberlik eden analizler içerir. Tarihin helezonik bir süreklilik içinde akışını bir çok açıdan gözler önüne serer. Hobsbawm’ın metodolojisi, devrimleri sadece tarihsel olaylar silsilesi olarak değil, toplumsal yapıların sarsılması olarak görür. Ancak onun  Marksist bakış açısında ortaya koyduğu tarih okumasının her ne kadar ideolojik bağnazlıktan uzak olsa da eleştirel bir gözle incelenmesi gerektiği de unutulmamalıdır.

Külliyata başlangıç kitabı diyebileceğim Devrim Çağı’nı (1789-1848) boyunca dünyayı kökten değiştiren iki ana aksı inceler:

  • Fransız Devrimi (politik/ideolojik)
  • Sanayi Devrimi (ekonomik/teknolojik).

Bu “Çifte Devrim”i sadece Avrupa’yı değil, tüm yerküreyi moderniteye taşıyan bir kaldıraç olarak görür. Nitekim yazar devrimlerin etkisini açıklarken sonraki yüzyıllara damgasını vuracak politik ve ekonomik akımların zaferlerini vurgular.
“1789-1848 arasındaki büyük devrim, ‘sanayi’nin kendisinden ziyade, sanayinin kapitalist biçiminin; özgürlük ve eşitliğin kendisinden ziyade, ‘orta sınıf’ın veya ‘liberal burjuva’ toplumunun zaferidir.” (Devrim Çağı, s. 10) Sözkonusu zaferleri kalıcı kılan ise endüstri, sanayici, fabrika, orta sınıf, çalışan sınıf, kapitalizm, sosyalizm, liberal,  ekonomik bunalım, milliyet, mühendis gibi politik, ekonomik ve teknik bir  çok kelimenin ortaya çıkarak hayatta karşılıklarını bulmalarıdır.

Hobsbawm, Fransız Devrimi’ni “kitlelerin siyasete dahil olduğu ve eski rejimin (Ancien Régime) ontolojik olarak çöktüğü an” olarak tanımlar. Çöken sadece bir rejim değil kavramları ve anlamlarıyla topyekun düşünce yapısıdır. 1789, mutlakiyetçiliği yıkarken ideolojilerin 100 yıllık rekabetinin kapısını açar. Tam yüzyıl sonra 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılışı da Hobsbawm’ın “Kısa 20. Yüzyıl” (1914-1991) olarak adlandırdığı dönemin ideolojik kutuplaşmasını bitirmiştir.
1789 liberal demokrasinin tohumlarını atarken, 1989 bu tohumların (Francis Fukuyama’nın tabiriyle “Tarihin Sonu” yanılsamasıyla) küresel bir hegemonya kuruşunu temsil eder. Nitekim Hobsbawm’a göre devrimler her zaman “umulanı” getirmez, ancak “mümkün olanı” kalıcı olarak değiştirebilir. 1789 nasıl feodalizmi bitirdiyse, 1989 da reel sosyalizmin devlet aygıtını tasfiye ederek sermayenin tam küreselleşmesinin önünü açmıştır.

Ancak sermaye tek başına bir belirleyici değildir. Çünkü sanayi Devrimi’ni sadece fabrikaların ve sermaye yapısının değil, geleneksel insanın sanayi işçisine dönüşmesinin sancılı sürecine karşılık gelir. Sanayi Devrimi, Hobsbawm için üretici güçlerin “zincirlerinden boşalmasıdır.” Buhar gücü, insanın fiziksel sınırlarını aşmasını sağlar. İnsanın bilişsel sınırların aşması ise günümüzde yapay zekanın devrimsel nitelikte hayatımıza girişiyle olmaktadır. Yapay Zeka da sanayi devriminin yol açtığı benzer “yaratıcı yıkım” sürecine benzer bir süreci başlatmıştır.

Hobsbawm, Sanayi Devrimi’nin en büyük başarısının (ve trajedisinin) düzensiz köylü emeğini disipline etmek olduğunu söyler:
“Yeni fabrikaların gerektirdiği şey, düzenli bir iş disipliniydi… İnsanları, makinenin ritmine uymaya zorlamak, onları güneşin doğuşu ve batışıyla değil, fabrika çanıyla yaşamaya alıştırmak gerekiyordu.” (Devrim Çağı, s. 60) Ancak günümüzde hem politik hem de ekonomik anlamda bu disiplin anlayışı da değişmekte. Hobsbawn’ın sanayi ile konsolide ettiği makine ritmi günümüzde daha atomize olarak “kod ritmine” dönüşmektedir. Bu paralelde yetenek dönüşümü de zorunlu hale gelmektedir. Hobsbawn sanayi Devrimi’nin eski düzenin nitelikli zanaatkarını (ustasını) nasıl proleterleştirdiğini (sıradan işçiye dönüştürdüğünü) vurgularken
“Sanayi Devrimi’nin kurbanlarının, yalnızca makinelerin yerini aldığı el tezgahı dokumacıları değil; aynı zamanda statülerini ve bağımsızlıklarını kaybeden geleneksel beceri sahipleri.” (Devrim Çağı*, s. 204)
 olduğunu savunur. Buna karşın 1989 sonrası küreselleşme ve bugünkü Yapay Zeka devrimi, bir yönüyle. beyaz yakalılar için benzer bir “bağımsızlık kaybı” riski taşıyorken diğer yönüyle özgürleşme kapısını da açmaktadır.

İnsan Kaynakları için bugün en büyük gündem maddelerinden olan “Reskilling” (Yeniden Yetkinlik Kazandırma), başaranlar için özgürleştirici bir gelişim başaramayanlar içinse bir yenilgi olacaktır. Geleneksel beceriler  geçerliliğini kaybederken, “yeni dijital proletarya” olmakla “özgür dijital senyör” olmak ikilemi belirmektedir.

Günümüzün “Gig Economy” (Esnek Çalışma) ve uzaktan çalışma modelleri, yüzyıllık disiplin anlayışını değiştirmektedir. Yapay Zeka bu esnekliği mümkün kılan teknik altyapıyı sağlamakta. Çalışan – işveren ilişkisi  “ömür boyu sadakat ve güvence”  ilişkisinden gerçek mana da “ihtiyaç – kazanım” ilişkisinin şekildendirdiği “anında çek-al” (on-demand) ilişkisine dönmektedir.  

Son tahlilde yapay zeka üretim ilişkilerini yeniden tanımlamakta. Bu da yeni bir dünya düzenine işaret etmekte. Hobsbawm, Fransız ve Sanayi devrimlerinin birleşerek “burjuva dünyasını” yarattığını savunur. Bugün 1989’un politik mirası ile Yapay Zekanın teknolojik gücü birleşerek “Post-Liberal Teknokratik Düzeni” inşa etmektedir. Hobsbawm’ın Fransız Devrimi’nde gördüğü “ulus-devletin inşası”, bugün Yapay Zeka vasıtasıyla “dijital devlet” formuna evrilmektedir.
Sanayi Devrimi İngiltere’yi “dünyanın atölyesi” yaparak devasa bir merkez-çevre farkı yaratmıştı. Günümüzde Yapay Zeka devrimi, veri merkezlerine üzerinden merkez-çevre ilişkisini aşındırmaktadır.

Hobsbawm’ın analiz çerçevesi bize şunu öğretir: Devrimler sadece teknolojik icatlar veya barikat savaşları değildir; onlar dünyanın algılanma biçiminin değişmesidir. 1789 ve Sanayi Devrimi modern bireyi yarattı; 1989 ve Yapay Zeka devrimi ise bu bireyin sınırlarını ve özgürlük tanımını yeniden tartışmaya açmıştır.

Hobsbawm, 19. yüzyılın başında yaşananları “insanlık tarihindeki en büyük dönüşüm” olarak nitelemişti. Bugün Yapay Zeka, 1989’un yarım kalan jeopolitik düzenlemeleriyle birleştiğinde, belki de Hobsbawm’ın bile öngöremediği kadar radikal, “insan sonrası” bir tarihin önsözünü yazmaktadır. Tarih, bu kez buharın hızıyla değil, ışık hızındaki işlemcilerin temposuyla akmaktadır.

Yorum bırakın